Hepimizin böyle bir dönemi olmuştur.
Benim kesinlikle oldu, hem de oldukça uzun sürdü. Üniversiteden arkadaşlarım buradalarsa ne demek istediğimi hemen anlayacaklardır.Herkesin benzer sahneleri vardır değil mi ? Sabah, mutfak, kahve makinesi kendi halinde damla damla çalışıyor Bir taraftan çantanı toparlıyorsun, bir taraftan masadaki kaseye bakıyorsun — içinde biraz yulaf, yanında birkaç parça meyve. Sahne güzel aslında, neredeyse Instagram’lık.
Ve tam o sırada içinden o cümle geçiyor:
Tamam.
Bu pazartesi başlıyorum.
Kaç kere yaşadım bilmiyorum.
Toplasak bütün o pazartesi başlangıçlarıyla bir yerden bir yere kesin yol olur. Sağlıklı beslenme meselesi uzun süre benim için böyleydi.
Hep bir niyet vardı, hep bir başlangıç vardı, ama nedense hep pazartesiye kalıyordu.
Garip olan şu ki bu bilgi eksikliğinden değildi. Tam tersine, fazla bilgiden. Ne yemeli, ne yememeli, hangi saat, hangi oran… Bir noktadan sonra insan ya her şeyi yapmaya çalışıyor ya da hiçbir şey yapmıyor. Ve tam bu karmaşanın içinde, kimsenin çok konuşmadığı ama en çok iş yapan bir şey kaybolup gidiyor:LİF.
Babaannem ya da ananem hayatında hiç “lif tüketmem lazım” demedi, yani ben hiç duymadım
Ama onun mutfağından mercimek çıktı, nohut çıktı, sebze çıktı, kabuklu meyve çıktı.
Sofra kuruldu, yenildi, bitti, hem de ne sofralar. Kimse gram saymadı, kimse içerik listesi okumadı. Ama bugün bakınca anlıyorum, o mutfak aslında oldukça dengeliymiş.
Lif dediğimiz şey çok karmaşık değil. Bitkisel gıdalarda bulunan ve vücudun tam sindiremediği karbonhidratlar. Ama tam da bu yüzden işe yarıyor. Tokluk hissini uzatıyor, kan şekerini dengeliyor, sindirimi destekliyor. Eskiden insanlar çok daha fazla lif alıyordu.
Bugün çoğumuz ihtiyacımızın yarısına bile ulaşamıyoruz. Bu da fark ettirmeden oldu. Gıdalar rafine oldu, her şey daha hızlı, daha kolay, daha yumuşak hale geldi. Hayat kolaylaştı ama tabak sadeleşti. Ve lif sessizce ortadan kayboldu. Sonrası çok tanıdık:Yemek yiyorsun ama çabuk acıkıyorsun, öğleden sonra enerji düşüyor, tatlı isteği geliyor. Sindirim bazen iyi, bazen değil. Çoğu zaman sebep çok karmaşık değil. Tabakta eksik olan küçük bir şey.
Burada insanlar genelde iki şey yapıyor.Ya büyük karar alıyorlar — her şeyi değiştireceğim diyorlar, ya da hiç başlamıyorlar.
Benim öğrendiğim şu:
Mutfakta devrim yapmak gerekmiyor.
Smoothie’ye bir kaşık yulaf eklemek, çantaya biraz kuruyemiş koymak, tarifte farklı bir un kullanmak… Küçük şeyler gibi görünüyor ama etkisi büyük oluyor. Bir süre sonra o sabah masaya oturduğunda içinden geçen cümle değişiyor.Artık: “bu pazartesi başlıyorum” demiyorsun. Bu hafta mutfağına küçük bir şey eklemek istersen,
THENO’da en çok kullandığım iki şey var.
Tava ekmeği karışımı bende rutine girdi çünkü plan gerektirmiyor. Bazen kahvaltı oluyor,bazen pizza tabanı, bazen içerine kuru domates ve ay çekirdeği ekleyerek pişiriyorum al sana atıştırmalık. Çok yönlü olduğu için hayatta kalıyor. Bir de fındıklı kakaolu smoothie var. Tatlı isteği ve açlık aynı anda geldiğinde gerçekten kurtarıcı oluyor. Suyla oluyor, sütle oluyor, çok düşünmeden hazırlanıyor. Sürdürülebilir olmasının sırrı da bu. Kolay olması.
İki hafta sonra görüşmek üzere.









